Alm. Ich, Fr. mai, İng. myself, Lat. ego, es.t. ene
1- Bilinçli bireyin kendini başkalarından ayırmasını dile getiren sözcük.
2- Bilinç edimlerinin taşıyıcısı . (Ör. Descartes'ta düşünen varlık, düşünen töz; Hume'da tasarımlar demeti.)
19 Mayıs 2008 Pazartesi
Bencilik
Alm. Egoismus, Fr. egoisme, İng. egoism, es. t. hodkâmlık, egoizm
1- (Genel anlamı): Ben düşkünlüğü; kendine düşkünlük, başkalarını göz önüne almadan yalnız kendini, kendi çıkarını düşünme.
2- İnsanın bütün eylemlerinin "ben sevgisi"yle belirlenmiş olduğunu, buna göre ahlaklılığın da yalnızca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğunu, bütün eylemlerin kendini koruma içgüdüsünden ve "ben sevgi- si"nden çıktığını öne süren öğreti (Hobbes).
3- Kendi ben'ini ve çıkarını yaşamın mutlak ilkesi yapan anlayış. Karşıtı bkz. özgecilik.
1- (Genel anlamı): Ben düşkünlüğü; kendine düşkünlük, başkalarını göz önüne almadan yalnız kendini, kendi çıkarını düşünme.
2- İnsanın bütün eylemlerinin "ben sevgisi"yle belirlenmiş olduğunu, buna göre ahlaklılığın da yalnızca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğunu, bütün eylemlerin kendini koruma içgüdüsünden ve "ben sevgi- si"nden çıktığını öne süren öğreti (Hobbes).
3- Kendi ben'ini ve çıkarını yaşamın mutlak ilkesi yapan anlayış. Karşıtı bkz. özgecilik.
Benzeşen
Alm. analog, Fr. analogue, İng. analogous, Yun. analogos = logosa uygun olan, karşılık olan, es. t. Mümasi
1- (Aristoteles'te) Çeşitli nesnelere uygulanabilip de tıpatıp aynı anlamda geçerli olmayan bir kavram. (Ör. sağlam bir ayakkabı, sağlam bir uyku, sağlam bir karakter; masanın varlığı, güzelin varlığı, sayıların varlığı.)
2- Bir terimin bir başkasına olan oranının, bir üçüncünün dördüncüye olan oranı ile ayııı bağıntıda olması. // Bu oran matematik büyüklük oranı da ola- bilir (sözcüğün ilk anlamı budur), durum, süre, ereklilik vb. oranı da olabilir. "Sinir sistemi telgraf ağlarına benzer" şu demektir: telgraf ağlarının ülkeye ilintisi ne ise sinir sisteminin organizmaya ilintisi odur.
3- Terimlerinden her birinin her birine karşılık olduğu iki öbeği niteleler.
4- Aralarında, özellikle etkilerinde az ya da çok bir benzerlik bulunan iki terimi niteler.
1- (Aristoteles'te) Çeşitli nesnelere uygulanabilip de tıpatıp aynı anlamda geçerli olmayan bir kavram. (Ör. sağlam bir ayakkabı, sağlam bir uyku, sağlam bir karakter; masanın varlığı, güzelin varlığı, sayıların varlığı.)
2- Bir terimin bir başkasına olan oranının, bir üçüncünün dördüncüye olan oranı ile ayııı bağıntıda olması. // Bu oran matematik büyüklük oranı da ola- bilir (sözcüğün ilk anlamı budur), durum, süre, ereklilik vb. oranı da olabilir. "Sinir sistemi telgraf ağlarına benzer" şu demektir: telgraf ağlarının ülkeye ilintisi ne ise sinir sisteminin organizmaya ilintisi odur.
3- Terimlerinden her birinin her birine karşılık olduğu iki öbeği niteleler.
4- Aralarında, özellikle etkilerinde az ya da çok bir benzerlik bulunan iki terimi niteler.
Bağlam
Alm: Zusammenhang, Koharenz Fr: Cohérence İng: Coherence Lat: Cahaerentia,
cohaerare = ile bağlı olmak
Bir düşüncenin, bir yapıtın bir öğretinin bölümleri arasındaki çelişmeye yer vermeyen bağlantı.
(TDK)
cohaerare = ile bağlı olmak
Bir düşüncenin, bir yapıtın bir öğretinin bölümleri arasındaki çelişmeye yer vermeyen bağlantı.
(TDK)
Bireysellik
Al.: İndividualitaet, İng: İndividualiser, Fr: İndividualite
Ferdileştirmek. Bir şeyi ayrı olarak, bireysel olarak göz önüne almak.
KAYNAK: TDK Bedia AKARSU.
Ferdileştirmek. Bir şeyi ayrı olarak, bireysel olarak göz önüne almak.
KAYNAK: TDK Bedia AKARSU.
Bireşim
Os. Terkip, Te’lif, Telfik; Fr., Al. Synthese, İng. Synthesis, İt. Sintesi
Birleştirme... Bireşim ya da Türkçe’de de kullanılan sentez terimi, çözümleme karşıtı olarak, çözümleme yoluyla ayrılmış bulunan öğelerin yeniden birleştirilmeleri anlamını dile getirir. Terim, özellikle Hegel’in diyalektiğinde önem kazanmıştır. Alman düşünürü Hegel bunu, olumlama ve yadsıma çatışmasının daha yüksek bir düzeyde yeniden olumlanması anlamında yadsımanın yadsınması deyimiyle dile getirir. Örneğin yumurta kendi kendine uygun bir nesnedir, kendisini olumlamıştır. Ama yumurtanın içindeki tohum gittikçe o yumurtayı kendi yararına kemirerek yadsır. Ancak bu amaçsız bir yadsıma değildir, daha yeni yumurtalar meydana getirecek olan civciv yumurtanın kabuğunu delerek ortaya çıkar, böylelikle tohumun yumurtayı yadsımasını yadsımış olur. İşte bu yadsımanın yadsınması bir bireşimdir, civciv varlığını kazanmakla kendisini olumlamıştır. Her yadsımanın yadsınması ya da bireşim yeni bir olumlama ya da sav (Fr. These)’dır.
Çatışma çözülmüş ve çelişme şimdilik aşılmıştır ama meydana gelen bu yeni bireşim kendi çelişmesini de birlikte getirmektedir. O da kendisini yıpratacak ve yadsıyacak olan yumurtalar verecektir. Çünkü birlik geçici ve çelişme süreklidir. Böylece her bireşim yeni bir sav olarak karşısav (Fr. Antithese)’ını içerir. Civcivin tavuklaşarak meydana getirdiği yumurtalar kendisini yadsıyacaklar, o yumurtalardan çıkan yeni civcivler de bu yadsımayı yadsıyacaklardır.
Hegel’in diyalektiğinde evrensel oluşma yasası budur. Ne var ki Hegel bu yasayı idealist bir anlayışla, bir mantık, eş deyişle düşünce yasası olarak ileri sürmektedir. Mantık Bilgisi adlı yapıtının Giriş’inde şöyle der: “bilgide ilerlemeyi gerçekleştirmek için gereken, bu mantık yasasını kavramaktır. Buna göre yadsılı olan aynı zamanda olumlu olan’dır. Başka bir deyişle karşı durulan şey yoklukta sıfıra varmaz, sadece içeriğinin yadsınmasında sıfıra varır. Sonuç şudur: Yadsıma, belli bir yadsıma olmakla, aynı zamanda belli bir içerik taşır. Bu yeni bir kavramdır. Ama öncekinden daha yüksek, daha zengin bir kavramdır. Çünkü yadsınması ya da karşıtıyla yükselmiş, zenginleşmiştir. Öyleyse onu içermektedir ama kendisinden fazla olarak hem kendisini hem karşıtını içermektedir. Kavramlar böylelikle meydana gelir ve sürekli bir akış içinde gelişir.”. bilimsel bir yöntem olarak bireşim ve çözümleme çok önemli bulgu araçları olarak bilme sürecinin her aşamasında kullanılır. Herhangi bir bütün, kendisini meydana getiren öğelerine çözümlemeyle ayrılır ve bu öğeler teker teker bilinip tanındıktan sonra bireşimle yeniden kurulur. Böylelikle o bütünün özü anlaşılmış ve ortaya konmuş olur.
Metafizik düşünce bireşim’le çözümleme’yi saltıklaştırıp birbirleriyle karşıtlaştırmak yanılgısına düşmüştür. Oysa bilimsel bir yöntem olarak bireşimsel yöntem (Os. Usuli terkibi, Fr. Methode synthetique)’le çözümsel yöntem (Os. Usuli tahlili, Fr. Methode analytique) birbirlerinden asla ayrılamazlar, çünkü birbirlerinin tamamlayıcısı olarak sıkıca bağımlıdırlar ve ikisi birden kullanılmakla yararlı olabilirler. Mantık açısından bireşim bir tümdengelim, çözümleme bir tümevarımdır. Çünkü bireşim yalını karmaşığa götürür, çözümlemeyse karmaşığı yalına indirger. Böylelikle bireşim genel olanla bireysel olanı, bir olanla farklı olanı; çözümleme de temel olanla temel olmayanı ayırt etme olanağını sağlar.
Birleştirme... Bireşim ya da Türkçe’de de kullanılan sentez terimi, çözümleme karşıtı olarak, çözümleme yoluyla ayrılmış bulunan öğelerin yeniden birleştirilmeleri anlamını dile getirir. Terim, özellikle Hegel’in diyalektiğinde önem kazanmıştır. Alman düşünürü Hegel bunu, olumlama ve yadsıma çatışmasının daha yüksek bir düzeyde yeniden olumlanması anlamında yadsımanın yadsınması deyimiyle dile getirir. Örneğin yumurta kendi kendine uygun bir nesnedir, kendisini olumlamıştır. Ama yumurtanın içindeki tohum gittikçe o yumurtayı kendi yararına kemirerek yadsır. Ancak bu amaçsız bir yadsıma değildir, daha yeni yumurtalar meydana getirecek olan civciv yumurtanın kabuğunu delerek ortaya çıkar, böylelikle tohumun yumurtayı yadsımasını yadsımış olur. İşte bu yadsımanın yadsınması bir bireşimdir, civciv varlığını kazanmakla kendisini olumlamıştır. Her yadsımanın yadsınması ya da bireşim yeni bir olumlama ya da sav (Fr. These)’dır.
Çatışma çözülmüş ve çelişme şimdilik aşılmıştır ama meydana gelen bu yeni bireşim kendi çelişmesini de birlikte getirmektedir. O da kendisini yıpratacak ve yadsıyacak olan yumurtalar verecektir. Çünkü birlik geçici ve çelişme süreklidir. Böylece her bireşim yeni bir sav olarak karşısav (Fr. Antithese)’ını içerir. Civcivin tavuklaşarak meydana getirdiği yumurtalar kendisini yadsıyacaklar, o yumurtalardan çıkan yeni civcivler de bu yadsımayı yadsıyacaklardır.
Hegel’in diyalektiğinde evrensel oluşma yasası budur. Ne var ki Hegel bu yasayı idealist bir anlayışla, bir mantık, eş deyişle düşünce yasası olarak ileri sürmektedir. Mantık Bilgisi adlı yapıtının Giriş’inde şöyle der: “bilgide ilerlemeyi gerçekleştirmek için gereken, bu mantık yasasını kavramaktır. Buna göre yadsılı olan aynı zamanda olumlu olan’dır. Başka bir deyişle karşı durulan şey yoklukta sıfıra varmaz, sadece içeriğinin yadsınmasında sıfıra varır. Sonuç şudur: Yadsıma, belli bir yadsıma olmakla, aynı zamanda belli bir içerik taşır. Bu yeni bir kavramdır. Ama öncekinden daha yüksek, daha zengin bir kavramdır. Çünkü yadsınması ya da karşıtıyla yükselmiş, zenginleşmiştir. Öyleyse onu içermektedir ama kendisinden fazla olarak hem kendisini hem karşıtını içermektedir. Kavramlar böylelikle meydana gelir ve sürekli bir akış içinde gelişir.”. bilimsel bir yöntem olarak bireşim ve çözümleme çok önemli bulgu araçları olarak bilme sürecinin her aşamasında kullanılır. Herhangi bir bütün, kendisini meydana getiren öğelerine çözümlemeyle ayrılır ve bu öğeler teker teker bilinip tanındıktan sonra bireşimle yeniden kurulur. Böylelikle o bütünün özü anlaşılmış ve ortaya konmuş olur.
Metafizik düşünce bireşim’le çözümleme’yi saltıklaştırıp birbirleriyle karşıtlaştırmak yanılgısına düşmüştür. Oysa bilimsel bir yöntem olarak bireşimsel yöntem (Os. Usuli terkibi, Fr. Methode synthetique)’le çözümsel yöntem (Os. Usuli tahlili, Fr. Methode analytique) birbirlerinden asla ayrılamazlar, çünkü birbirlerinin tamamlayıcısı olarak sıkıca bağımlıdırlar ve ikisi birden kullanılmakla yararlı olabilirler. Mantık açısından bireşim bir tümdengelim, çözümleme bir tümevarımdır. Çünkü bireşim yalını karmaşığa götürür, çözümlemeyse karmaşığı yalına indirger. Böylelikle bireşim genel olanla bireysel olanı, bir olanla farklı olanı; çözümleme de temel olanla temel olmayanı ayırt etme olanağını sağlar.
Bilgi Kuramı
Os. Mebhası marifet, Marifet nazariyesi, Tenkidül ulum, Nazariyei ulum, Felsefei ulum, Mebhası ilim, İlmiyat, İlmül ulum; Fr. Epistemologie-Gnoseologie; Al. Wissenschaftslehre-Gnosiology; İt. Epistemologia-Gnoseologia)
Bilginin bilgisi... doğrudan doğruya bilgi olgusu’yla bilme olayı’nı inceleyen genel bilim dalını adlandıran bilgi kuramı deyimi, Al. Erkenntnistheorie deyiminin çevirisidir ve başka dillerde de (örneğin Fr. Theorie de la connaissance, İng. Theory of knowledge) yerleşmiştir. Gerçekte gnoseoloji ve epistemoloji deyimlerinin Türkçe karşılığı bilgibilim’dir.
Bilgi kuramı terimi, doğrudan doğruya bilgi’nin ne olduğunu inceleyen bir bilim dalını adlandırır ve şu sorunun karşılığını araştırır: bilgi olgusu nasıl gerçekleşiyor? .. Bu soru bilgi’nin özü, sınırı ve kaynakları sorunlarını kapsar. Hind-Avrupa dil grubuna bağlı Batı dillerinde birbirlerine pek yakın anlamlarda kullanılan epistemologie (Os. İlmiyat), gnoseologie (Os. Mebhası marifet) ve theorie de la connaissance (Os. Nazariyei ilim) terimlerinin Türkçe’ye bilgi kuramı terimiyle çevrilmiş olması karışıklıklar doğurmaktadır. Ne var ki bu karışıklık bir dereceye kadar Batı dillerinde de vardır. İngiliz düşünürü Baldwin, bu yüzden, bilgi olgusunun özü-kaynağı-sınırı sorunlarını inceleyen bilim dalının epistemologie ve bilgi olgusunun varlık değeri bakımından eleştirisinin gnoseologie terimleriyle dile getirilmesini önermiştir.gerçekte, bu iki terim arasındaki anlam ayrılığı, bilgi elde etmek için kullanılan yöntem ayrılığından doğmaktadır.
Epistemologie terimi bilimsel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını, gnoseologie terimi sezgisel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını adlandırır. Theorie de la connaissance ise bilen’le bilinen arasındaki ilişkilerin ne olduğunu inceler. Ayrıca bilgi kuramı deyimi, bilginin kaynağı üstünde savlar ileri süren usçuluk, duyumculuk, sezgicilik, deneycilik vb. gibi çeşitli bilgi öğretilerini de adlandırır. Bir yandan da bilginin değerini araştıran bir felsefe dalıdır. Ne var ki bütü bunlar metafizik felsefenin araştırma ve incelemeleridir. Eytişimsel özdekçi felsefenin bilgi kuramı, yansı kuramı’dır ki bilginin ne olduğunu nasıl elde edildiğini, geçerliliğini ve zorunluluğunu açık seçik sergiler.
Orhan Hançerlioğlu (Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi)
Bilginin bilgisi... doğrudan doğruya bilgi olgusu’yla bilme olayı’nı inceleyen genel bilim dalını adlandıran bilgi kuramı deyimi, Al. Erkenntnistheorie deyiminin çevirisidir ve başka dillerde de (örneğin Fr. Theorie de la connaissance, İng. Theory of knowledge) yerleşmiştir. Gerçekte gnoseoloji ve epistemoloji deyimlerinin Türkçe karşılığı bilgibilim’dir.
Bilgi kuramı terimi, doğrudan doğruya bilgi’nin ne olduğunu inceleyen bir bilim dalını adlandırır ve şu sorunun karşılığını araştırır: bilgi olgusu nasıl gerçekleşiyor? .. Bu soru bilgi’nin özü, sınırı ve kaynakları sorunlarını kapsar. Hind-Avrupa dil grubuna bağlı Batı dillerinde birbirlerine pek yakın anlamlarda kullanılan epistemologie (Os. İlmiyat), gnoseologie (Os. Mebhası marifet) ve theorie de la connaissance (Os. Nazariyei ilim) terimlerinin Türkçe’ye bilgi kuramı terimiyle çevrilmiş olması karışıklıklar doğurmaktadır. Ne var ki bu karışıklık bir dereceye kadar Batı dillerinde de vardır. İngiliz düşünürü Baldwin, bu yüzden, bilgi olgusunun özü-kaynağı-sınırı sorunlarını inceleyen bilim dalının epistemologie ve bilgi olgusunun varlık değeri bakımından eleştirisinin gnoseologie terimleriyle dile getirilmesini önermiştir.gerçekte, bu iki terim arasındaki anlam ayrılığı, bilgi elde etmek için kullanılan yöntem ayrılığından doğmaktadır.
Epistemologie terimi bilimsel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını, gnoseologie terimi sezgisel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını adlandırır. Theorie de la connaissance ise bilen’le bilinen arasındaki ilişkilerin ne olduğunu inceler. Ayrıca bilgi kuramı deyimi, bilginin kaynağı üstünde savlar ileri süren usçuluk, duyumculuk, sezgicilik, deneycilik vb. gibi çeşitli bilgi öğretilerini de adlandırır. Bir yandan da bilginin değerini araştıran bir felsefe dalıdır. Ne var ki bütü bunlar metafizik felsefenin araştırma ve incelemeleridir. Eytişimsel özdekçi felsefenin bilgi kuramı, yansı kuramı’dır ki bilginin ne olduğunu nasıl elde edildiğini, geçerliliğini ve zorunluluğunu açık seçik sergiler.
Orhan Hançerlioğlu (Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)